Gezzginn
Tıkla

8 Mayıs 2009 Cuma

Erguvan Rengi, Erguvan Vakti!

Bahar geldi de geçiyor! Ve işte erguvanlar açtı:) Bu muhteşem renkli çiçekler dallarda o kadar güzel görünüyor ki.. Pembe çiçekler desem doğru olmayacak. Bu çiçekler pembe değil, mor değil, kırmızı değil. Erguvan rengi! Erguvana has bir renk. Çok canlı, çok güzel. Keşke her yer erguvanlarla dolu olsa, diyorum.

Bizim evin yakınlarında da, okulun yakınlarında da erguvan görmek pek mümkün değil. Biz de geçen gün okul çıkışında erguvanları görüntülemek ve güzel havayı değerlendirip biraz yürüyüş yapmak için Fethi Paşa Korusu'na gittik.

Korunun derinliklerinde dolaşırken yerlere dökülmüş, üzerlerine hiç basılmamış, taptaze erguvan yaprakları gördük. Gerçekten büyüleyiciydi..

Bir sürü fotoğraf çektim. Yazıdaki ve albümdeki tüm fotoğraflar bana ait. Aslında en çok istediğim boğaz manzarasıyla erguvanları birlikte görüntülemekti. Bir yerde bu isteğime yaklaştım ama hayalimdeki kadar çok erguvan yoktu manzarada.

Hem bu yüzden, hem de erguvanlarla ilgili yazılarda sık sık vurgulandığı için bir boğaz - erguvan turu yapmayı çok istiyorum. Eğer yaparsam orada çektiğim fotoğrafları da sizinle paylaşacağım.
Ayrıca erguvanları görüntüleyebilmek için son bir hafta kaldı! Bu fırsatı kaçırmayın derim:)

(Diğer fotoğraflar için Erguvan Albümüme bakın.)

15 Nisan 2009 Çarşamba

İstanbul'da Lale Mevsimi!!

Bahar geldi! Ve baharın gelmesiyle birlikte İstanbul'da lale mevsimi açıldı. Her yer rengarenk lalelerle dolu. Benim okulum Çamlıca'ya yakın olduğu için geçen gün okul çıkışı makinemizi de kaptık Çamlıca Tepesi'ne çıktık. O yüzden bu fotoğrafların hepsi Çamlıca'dan, ama İstanbul'un diğer yerlerinde de lalelere rastlamak mümkün..
Biz gittiğimiz gün hava çok güzeldi, bayağı şanslıydık yani. Bizden başka bir sürü kişi ellerinde fotoğraf makineleriyle laleleri çekiyordu. Özellikle profosyonel makineleriyle laleden laleye dolaşan insanlara çok imrendim açıkçası:)
Bir de lalelerin yanında uzanan bir kedi vardı ki onu o haldeyken çekmeyi çok istemiştim. Daha yakından çekmek için yavaşça yaklaşırken peşimden bağıra çağıra gelen bir çocuk yüzünden kedicik birden kalktı ve yavaş yavaş oradan uzaklaştı. Bu yüzden onu ancak yürürken çekebildim. Rahatını bozduğumuz için bize kızmış olmalı:)
Gerçekten çok çeşitli renklerde lalelerle doluydu tepe. Benim çok hoşuma gitti. Lale mevsimi geçmeden sizin de gitmenizi tavsiye ederim..

Posted by Picasa

8 Mart 2009 Pazar

Panorama 1453 - Fatih'in Parolası..

Aslında çok daha önce gitmeliydim Panorama 1453 Tarih Müzesi 'ne. Adı üstünde İstanbul'un fethi bu. 1453. Blogumda paylaşmak için oldukça elverişli bir konu. Ama fırsat olmadı bir türlü.. Sonunda bu cumartesi gittik. Panoramik fotoğraf çekimleri her zaman hoşuma gitmiştir. Bir kaç kez ben de denedim hatta:) Bu yüzden ilk duyduğumda müze hemen ilgimi çekmişti.. Başta İstanbul'un fethini canlandıran panoramik çizimlerden oluşan resim sergisi gibi ayrı aryı tabloların olduğu bir yer olarak düşünmüştüm müzeyi.. Ama çok farklıydı ve gayet etkileyiciydi. İnsanlar panorama kısmına grup grup alınıyor ve bir grup burada 10-15 dakika kadar kalıp çıkıyor ve yeni bir grup alınıyor. Bu kısmın girişinde merdivenlerden çıkar çıkmaz gökyüzünü görüyorsunuz. Fakat bu bir çizim! Işıklandırmanın etkisiyle bulutların arasından kendini gösteren güneş çizimi çok doğal bir biçimde parlıyor. O kadar gerçekçi ki.. Kata tamamen çıktığınızda bir kubbenin altında olduğunuzu fark ediyorsunuz. Etrafınız 360 derece savaş sahnesi. Surlar, toplar, askerler, sancaklar ve beyaz atıyla Fatih Sultan Mehmet.. Bir kubbenin içine çizilmiş bu fetih tablosunda surlardan düşen insanlar, yıkılan duvarlar, koşturan atlar, hatta çok arka planda kalmış bir surun üstündeki askerler bile tüm ayrıntısıyla resmedilmiş. Patlama sesleri duyuluyor, mehter marşı gibi müzikler çalınıyor fonda. Her yerin fotoğrafını çektim. Bu bölümden çıkınca gezilen katta kubbenin iki küçük maketi vardı, onlar da çok ayrıntılıydı. Katlardaki duvarlarda İstanbul'un fethiyle ilgili yazılar ve resimler vardı fakat yazılar çok küçük puntolu ve uzundu. Bence müzenin tek sorunu da buydu. İnsanların ilgisini çekecek şekil ve tasarımda, daha özet halinde ve büyük puntolu yazılar olsaymış daha güzel olurmuş bence. Duvarlarda yer yer plazmalar asılmış, buralarda fetihle ilgili animasyon film gösteriliyor. Müze çıkışında bu filmin cd'sini alabiliyorsunuz.. Çok emek verilmiş bir müze olduğu belli oluyor, çizimler gerçekten harika. Ayrıca Türkiye'nin ilk panoramik müzesi, dünyanın da ilk kubbeli panoramik müzesiymiş. Yapımı 3 yıl sürmüş.. 4 ressam çalışmış.. Duvarlardaki panolardan birinde şöyle yazıyordu; "Fatih'in Parolası: İmkansızı başarmak.." Alınacak çok ders var.. İstanbul'un fethinin ne kadar zor ve etkileyici olduğunu anladım.. Gitmenizi mutlaka tavsiye ederim..

26 Ocak 2009 Pazartesi

İnsanlık aşkına Gazze!..

Kendinizi onların yerine koyun... Sevdiklerinizi, annenizi, babanızı, çocuklarınızı, evinizi kaybettiğinizi düşünün.. Üstelik hiçbir suçunuz yokken! Kimleri kastettiğimi anlamışsınızdır, Filistin'deki savaş mağdurlarından bahsediyorum.. (Üstteki fotoğraf: İsrail Konsolosluğu önünde protesto gösterisi yapan vatandaşlar..) Bugün TRT ekranlarında "İnsanlık aşkına Gazze" adı altında bir kampanya yürütülüyor. Ülkemizin dört bir yanından muhabirler canlı yayına bağlanıyor ve yanlarında halktan insanlarla birlikte yardım çağrısı yapıyorlar. Öğrencisinden iş adamına, şoföründen simitçisine birçok kişi telefonla bağlanıp Filistin'deki vahşet hakkında görüşlerini bildiriyor, kampanyaya bağışta bulunuyorlar. Program hala devam ediyor. Hatta Gazze'den canlı yayın yapılıyor şu anda. Beni etkileyen bir diğer olaysa daha önceki haftalarda yayına bağlanıp Filistin'de olan biteni bildiren ve "Evime doğru bir tank geliyor, telefonu kapatmak zorundayım, bir daha görüşebilir miyiz bilmiyorum, ölmezsem sizi tekrar ararım.." diyen Muin adında bir gazetecinin bugün tekrar Gazze'deki canlı yayına katılmasıydı. Bu gazeteci Türkiye'de okumuş, bizi gayet iyi tanıyor.. Zaten sürekli Türkleri kardeşleri olarak gördüklerini ve bizden destek beklediklerini söylüyordu savaş esnasındaki yayınlarda. Ben de yeteri kadar destek olamıyoruz diye düşünüp üzülüyordum. (Üstteki fotoğraf: İstanbul - Taksim metrosu girişinde Gazze'ye destek amaçlı yapılmış bir duvar panosu..) Bugün TRT'deki bu yayınları, sayemizde Filistinliler'in kendilerini yalnız hissetmediklerini, yardımlarımızın yerine ulaştığını gördükçe ve Gazze'den bize edilen teşekkürleri duydukça o kadar sevindim ki anlatamam. Ama yine de kendimden utandım kimi zaman.. Babası esir alınan Filistinli küçük kız ağlayarak okuduğu şiirinde "Utanın, utanın.." derken tüylerim diken diken oldu.. Ne kadar rahat bir hayat yaşıyoruz ve buna rağmen yine de yakınacak birçok şey bulabiliyoruz; oysaki Filistin'deki masum insanlar, çocuklar haketmedikleri bu zulüm karşısında ne zorluklarla karşı karşıyalar.. Kendimizi onların yerine koymaya çalışıp onların hissettiklerini biraz olsun anlayabiliyorsak ve acılarını paylaşabiliyorsak, insanlık adına üzerimize düşeni yapıp yardımlarımızla onların yanında olduğumuzu onlara hissettirebiliyorsak ne mutlu..
Umarım bir gün gelir ve dünyanın her yanında masum insanların öldürülmesine, bu zulümlere, vahşetlere, gözyaşlarına bir son verilir.. Unutmayalım ki o gün gelene kadar Filistinli çocuk Hanzala utancından yüzünü dönmeyecek bizlere..

16 Ocak 2009 Cuma

Deli Dali!

Deli Dali - (Fotoğraflar için tıklayın.)


Uzun bir aradan sonra yine buradayım:) Bu dönem çok yoğun bir dönem oldu. Sınavlar, denemeler, dersler ve üstüne bir de dersane eklenince blog dünyasından bayağı uzak kaldım. Bu arada bloglarım hakkında aldığım "aferin" ler beni çok mutlu etti ve cesaretlendirdi:) Yapmak istediğim bir çok şey için bugünü bekledim ve sonunda bugün son dört (!) sınavımı verip birinci dönemi bitirdim!..
Bu kadar işin gücün arasında gezmeyi de ihmal etmedim tabi. Çok güzel eserler gördüm; adeta çılgınca, delice eserler:) Aslında size hepimizin biraz deli olduğunu söylesem bana katılır mıydınız? Az ya da çok herkesin deli bir yanı vardır. Ama onun deliliği biraz daha sanatsal, biraz daha etkileyici, biraz daha fazla belki.. Sanırım anlamışsınızdır, Dali'den bahsediyorum!
Evimizde yıllar önce babamın aldığı, Dali'yi ve eserlerini tanıtan bir kitap var.. Ben de bu kitabı zaman zaman incelerdim ve çok hoşuma giderdi. Dali'yle tanışmamız böyle oldu. Daha sonra Portakal Sanat Evi'nde gezdiğimiz bir sergide ilk kez Dali'nin eserlerinden birini yakından gördüm. Çok etkilenmiştim, ayrıntılar müthişti. Ve son olarak da Sabancı Sanat Müzesi 'ndeki sergisinde pek çok Dali eserini görme imkanı buldum.

Ekim ayında "İstanbul'da Bir Sürrealist - Salvador Dali" sloganıyla ziyaretçilere açılan Dali Sergisi başından beri çok ilgimi çekiyordu. Ama bir türlü gidememiştim. Belki biraz geç kaldım ama gerçekten çok hoşlandım.. Çok sayıda eser yer alıyor sergide, yalnız daha önce yine SSM'de düzenlenen Picasso Sergisi'nde daha çok eser vardı diyebilirim.. Bir de bu sergide Dali'nin meşhur saat çizimlerinin yer aldığı eserlerin sayısı azdı. Bu bakımdan daha fazla eser bekliyordum. Ama yine de Dali'nin eserlerini Picasso'nunkilerden daha çok sevdiğimi, daha çok kendime yakın hissettiğimi ve daha anlaşılır bulduğumu itiraf etmeliyim:) Özellikle Dali'nin Disney için çizimlerini yaptığı çok güzel bir kısa animasyon film vardı ki gerçekten hayran kaldım.. Uzun lafın kısası ben sergiyi de, Dali'yi de, sürrealizmi de çok sevdim.. Ayrıca bu sene edebiyat ve felsefe derslerinde sürrealizm akımını işlediğimizden sergi benim için daha bir anlamlı oldu:) Mutlaka gitmenizi tavsiye ederim. Üstelik sergi yoğun ilgi üzerine 1 Şubat'a kadar uzatılmış.. Kaçırmayın derim:)

Not: Albümdeki sergi fotoğraflarına bakmayı unutmayın.. Sizin için çektim;)

11 Ekim 2008 Cumartesi

Atatürk Arboretumu - Orman ne güzel ne güzel:)

Yaşasın işte içinde kafa dinlenebilecek bir orman! Bir kere mangal, piknik yasak. Sonra her yer ağaç, çiçek, yeşillik... Mangal, piknik olmayınca da gelen kişilerin tarzı daha farklı oluyor. Sessiz, sakin, huzurlu bir ortam.. Atatürk Arboretum'u yürüyüş yapmak, köpek gezdirmek, kitap okumak gibi etkinlikler için birebir.. Baharda gidildiğinde daha çok memnun kalınacağını düşünüyorum. Çiçeklerin çoğunun yeni açıldığı, ağaçların yeşermeye başladığı günlerde.. Tabi dökülen sarı yaprakların oluşturduğu manzarayı düşünürsek sonbaharda da ayrı bir güzel olur.. Biz gittiğimizde daha henüz yapraklar sararmamıştı ama yemyeşil ağaçların, güzel çiçeklerin, meyvelerin, minik göletlerin içindeki nilüferlerin, ördeklerin ve kurbağaların görüntüsü çok hoştu. Sürekli farklı türde bitkiler görmek insanın kendini bir ağaç müzesindeymiş gibi hissetmesine sebep oluyor. Dile kolay yaklaşık 2 bin kadar bitki çeşidi varmış burada..Ayrıca bitkilerin yanındaki minik tabelalardan hangi mevsimlerde çiçek açtıklarını öğrenip ilginizi çekenleri görmeye gidebilirsiniz. Unutmadan söyleyeyim Kemerburgaz'da Belgrad Ormanları'nın içinde yer alan Atatürk Arboretumu Türkiye'nin ilk fidanlığı.. Yalnız buraya haftasonları gruplar ve üyeler haricinde giriş yasak. Bunu da göz önünde bulundurun:) Bence çok keyifliydi.. Mutlaka gitmenizi tavsiye ederim..

6 Ekim 2008 Pazartesi

Bu Ramazan'ın Özeti:)

Ramazan göz açıp kapayıncaya kadar geçti. Paylaşacak o kadar çok şey varken hiç bir şey yazamadım bloga.. Malum okullar da açıldı ve ben bu sene lise 3'e geçtim. Okul, dersane, ödevler, sınavlar derken bir de işin içine Ramazan dolayısıyla dışarda geçirilen iftarlar eklendi. Çok güzel, dolu dolu bir Ramazan geçirdim. Neredeyse hiç evde iftar yapmadık diyebilirim. İftarların ve dolayısıyla Ramazan'ın sevdiklerimizle daha da yakınlaşmamız, bir şeyleri paylaşmanın tadına varabilmemiz, elimizdekilere şükretmemiz için büyük bir fırsat olduğunu düşünüyorum. Umarım ben de bu fırsatı iyi değerlendirebilmişimdir. Arkadaşlarımla, aile dostlarımızla, akrabalarımızla yaptığımız tüm iftarlar çok hoştu. Hepsini burada paylaşmak isterdim fakat bu pek mümkün değil sanırım:) Ama bu Ramazan'ın da bir "ilk"i vardı benim için. Dışarda sahur yapmak:) İstanbul'da Anadolu Yakası'nda oturanlar bilirler Bostancı Sahili'nde Pinhan adında çok güzel bir lokanta var. Ben bu yıl ilk defa sahurda da açık olduklarını duydum. Gazetelerde de ilanları vardı..
Sahur.. Uykumun en tatlı yerinde, en lezzetli yemekler için bile olsa kalkıp da mutfaktaki masaya oturmak bile benim için çok zorken bir de lokantaya gitmek.. İşte bunu yapamam herhalde diye düşünürken babam da dışarda sahur fikrinin keyifli olabileceğini söyledi. Sürekli birlikte olduğumuz aile dostlarımızı da ikna edince babam uygun bir güne yer ayırttı. Ben hala şaşkındım. O saatte kim giderdi ki lokantaya.. Ben böyle düşünürken gideceğimiz gün geldi. Annemin büyük çabaları sonucu uyandım ve yola koyulduk.. Tabi yollar bomboştu. Pinhan'a yaklaştığımızda önce ışıklarını göremedik. Tam bizden başka kimse gelmediği için kapatmışlar herhalde diye düşünürken bir alt katın ışıklarının açık olduğunu gördük. Yavaş yavaş uykum açılmaya başlamıştı. Gerçekten sahura uygun derecede hafif ve çok çeşitli bir menü vardı. Garsonlar da çok ilgiliydi..Bu saatte böylesine bir ortam.. Şaşırmaya devam ediyordum. Ama daha bitmemişti, kısa bir süre sonra içerisi iyice dolunca asıl şaşkınlık başladı. Aileler, öğrenciler, öğretmenler, gençler, yaşlılar.. Aile dostumuz Bülent Amca "Ben Pinhan'da sahur reklamını görünce kim gelir ki o saatte diye dalga geçmiştim. Sonra kendim geldim, yine de başka pek kişi olmaz diyordum. Bir de kalabalığı görünce iyice şok oldum." deyince anladım ki şaşıran sadece ben değilmişim:) Ortamın yoğunluğunu, insanların neşesini fotoğraflamak isterdim ama hem zamanım olmadı hem de insanların gece gece rahatsız olabileceğini düşündüm. Çok güzel bir tecrübeydi. Ramazan bitti, biliyorum geç kaldım ama herkese tavsiye ederim. Bir sonraki Ramazan'da siz de deneyin:) Bayramdan bir kaç gün önce her Ramazan olduğu gibi Sultan Ahmet'e gittik. Bu sefer biraz geç kaldığımızdan "ELVEDA" mahyasıyla karşıladı bizi Sultan Ahmet. Sadece tek bir kelime o kadar anlamlı durmuş ki gökyüzünde..Sonra bayram da geldi geçti. Bu arada herkesin geçmiş bayramını kutlarım:) Her bayram olduğu gibi yine Bursa - Tekirdağ ziyaretlerimizi yaptık. Ramazan da, bayram da yorucu ve güzeldi.. Umarım hepinizinki de öyle geçmiştir. Hep güzel anılarla hatırlamak ve hatırlanmak dileğiyle...