8 Ağustos 2007 Çarşamba

Ağva ve Şile

Bu hafta sonu Ağva’ya gittik. Ağva Şile’nin ilerisinde denize kıyısı olan, iki tane akarsuyuyla turistlerin ve tatilcilerin ilgisini çeken bir yer. Böyle bir yerin İstanbul’a yakın olması çok güzel. Böylelikle şehirden bunalanlar hafta sonlarını burada geçirebiliyorlar. Ağva’nın girişinde akarsuyun üzerinden geçen bir köprü var. Bu köprü vasıtasıyla Ağva’nın içine giriliyor. Akarsuyun iki yanına şirin butik oteller dizilmiş. Akarsu boyunca devam eden otellere ve çay bahçelerine teknelerle, kayıklarla veya deniz bisikletleriyle ulaşılabiliyor. Biz de bir deniz bisikletine bindik ve akarsuyu dolaşmaya başladık. Akarsuyun bir kıyısından öbür kıyısına ulaşmak için içinde oturacak yerler bulunan ve iki kıyıya tellerle bağlı, adeta bir kayık – teleferik olan araçlar var. Akarsuyun kenarında yazlıklar, balık tutan insanlar da var. Deniz bisikletindeki yolculuğumuza devam ederken karşımıza ördekler, kurbağalar, kanoya binen insanlar, tekneyle dolaşan gruplar da çıkıyor. Geri döndüğümüzde köprüye yakın taraflarda bulunan çay bahçelerinde minderlerde çaylarını yudumlayan ve akarsu manzarasını seyreden insanlar oturuyor. Köprünün az ilerisinde de akarsu denize dökülüyor.
Ağva’nın denizi Şile’nin denizinin çok benzeri… Fakat burasının denizi biraz daha az dalgalı ve uzun bir kumsalı var.
Ağva’nın içinde şile bezi kıyafetler satan mağazalar var. Buraya gelenler mutlaka bu mağazalardan alışveriş yapıyorlar. Ama hepimizin bildiği gibi Şile bezi’nin asıl merkezi; adı üstünde Şile…
Ağva’nın içinde biraz gezdikten sonra dönüş yolculuğuna başlıyoruz. Kimi yerlerde yemyeşil ağaçlar yolun üzerine iyice eğilmiş. Böyle yerler serin ve hafif karanlık… Dinlenme tesisleri sahipleri de böyle yerleri fırsat bilerek buralara tesisler açmışlar.
Ağva’dan sonraki durağımız Şile…
İstanbul’da yaşayıp da Şile’ye gitmeyen yoktur herhalde. Tabi ki Şile’de yazın İstanbul dışından gelenler de tatil yapıyor. Bunu geceleri Şile’nin sokaklarındaki kalabalıktan anlayabilirsiniz. Geceleri Şile’nin işlek sokaklarında takı, incik boncuk filan satan stantlar açılır. Kalabalık da buralardan bol bol alışveriş yapar.
Şile’de deniz yüzmekten çok seyredilir. Fazla cesurlar burada yüzmeye çalışırlar. Biraz daha açılayım derken dalgalara kapılanlar, boğulma tehlikesi atlatanlar son olarak da boğulanlar çok olur Şile’de. Eh biz de haberlerde görüyoruz genelde. Yüzmesi değil ama seyretmesi gerçekten harikadır Şile’nin denizini. Bu yüzden denizin gören her metrekarede bir cafe, lokanta, çay bahçesi vardır.Şile’nin bezinden başka bir de deniz feneri ünlüdür. Denize bakan dik bir yamacın tepesinde bulunur. Biz de sahilde oturup denizi ve deniz fenerini seyrederken orada şile bezi satan teyzeler geldi yanımıza. Bu teyzelerle sohbet ederken teyzelerden birinin küçük kızı yanımıza geldi. O kadar tatlı bir kızdı ki. Annesinden izin alıp fotoğrafını çektim. Daha önce de reklam filmleri için kızı istemişler. Ama annesi nazar değer diye kabul etmemiş. Bu arada kızın adı Rojda.
Oradan ayrıldıktan sonra Şile'nin içinde gezdik. Şile bezi dükkanlarına baktık. Sonra da evimize dönmek için yola çıktık...
Ayrıca Şile yolu üzerinde giderken solda gelirken sağda bulunan gözleme evleri var. Bol malzemeli ve muhteşem lezzetli gözlemeleri burda yiyebilirsiniz. "Melekler Adası" adındaki gözleme evini tavsiye ederim.
Yedik, içtik, gezdik, tozduk. Sonunda akşam oldu ve evimize döndük. Aklımızdaki güzel hatıralarla ve fotoğraflarını çekerek ölümsüzleştirdiğimiz anlarla dolu bu yazıyı yazdık. Umarım size de güzel bir haftasonu geçirmek için güzel fikirler verebilmişimdir...