19 Temmuz 2007 Perşembe

Beylerbeyi Sarayı

Geçen hafta sonu çoğu hafta sonu olduğu gibi evden çıktık ve arabada "nereye gidelim?" telaşesi başladı. Ben kararsızdım, bu sefer gideceğimiz yerin bloguma yazı koymak için ideal bir yer olması gerekiyordu. Süleymaniye, Ayasofya, Topkapı Sarayı derken annemle babam Beylerbeyi Sarayı'na gitmeyi önerdiler. Ben de daha önce gitmediğim bir yer olduğu için hemen kabul ettim ve yola koyulduk.Sarayın bahçesine girdiğimizde mükemmel bir boğaz manzarası bizi karşıladı. Ardından, sarayın içine girdik. Kapıdan ilk girdiğimiz andaki görüntü çok güzeldi. Avize, merdivenler ve tavan süsleri harikaydı. Sonra sarayın salonlarını, misafirhanelerini, harem ve selamlık bölümlerini gezdik. Girişten sonra girdiğimiz ilk salon çok ihtişamlıydı. İçinde bir süs havuzu ve Sultan Abdülaziz'in heykeli bulunan bu salonun gemili tavan süslerinden Sultan'ın donanmaya çok önem verdiği anlaşılıyor.

Sarayın tavan süsleri gerçekten çok güzeldi. Bazılarında şiirler yazılıydı.Sultan'ın çalışma odasının tavanında ise Kaside-i Bürde'nin bir kısmı yazılıydı. Sultan Abdülaziz marangozluk konusunda ustaymış ve çalışma masasını kendisi yapmış. Sedef kakmalı olan bu masa çok güzeldi.
Birkaç oda sonra sultanın harika deniz manzaralı banyosunu gezdik. Bir süre sonra misafirhaneleri gezdik. Osmanlı’nın içinden gelen misafirlerin ağırlandığı misafirhane sarayın diğer odaları gibiydi. Kocaman pırlantalı avizeleri ve süslü koltukları vardı. Tek fark ise içinde büyük bir taht olmasıydı. Yabancı misafirlerin ağırlandığı misafirhane ise diğer odalardan daha farklıydı. Denizin tam karşısında olan bu odanın ortasında tepesinde küçük bir şahin heykeli olan bir kap vardı. Ayrıca odanın duvarları tavana kadar oyulmuş, süslenmiş ahşaplarla kaplıydı.
Sarayın tüm odalarını gezdikten sonra bahçeye çıktık. Bahçenin denize bitişik duvarında bir iki tane kapı vardı. Bu kapılardan biri hafif aralıktı ve aradan masmavi deniz görünüyordu. Diğer kapısı ise demirdendi ve demirlerin arasından deniz ve boğaz köprüsü gözüküyordu. Ayrıca biz ordayken kapının önüne yanaşmış bir sultan kayığı vardı. Ee ben de hemen fotoğrafını çektim.
Bahçenin biraz ilerisinde etrafı çevrili bir alan vardı burada metrelerce uzunlukta yeşil bambular vardı. Bambu tarlası gibi bir şey… İlk defa böyle bir sürü canlı bambuyu bir arada gördüm.Ayrıca bahçenin iki tarafında birer tane havuz vardı. Tabi bunlar şimdiki mavi havuzlar gibi değil, adeta küçük göletler gibiydiler. Ortalarında büyük bir kayalık ve etrafında da yemyeşil nilüferler vardı. Havuzların içinde balıklar ve kurbağalar dolaşıyordu. Kimi zaman nilüferlerin üzerine çıkan küçücük kurbağaların fotoğraflarını onlar kaçmadan çekebilmek için bayağı uğraştım. Bu havuzların etrafında çay bahçesi kurulmuş. Sarayı gezdikten sonra burada oturup bir şeyler içmek dinlendirici oluyor.

Beylerbeyi Sarayı'nı gezmeyi herkese tavsiye ederim. Eee.. Ne de olsa Osmanlı'nın sarayları gibi saraylar her yerde bulunmuyor.

3 Temmuz 2007 Salı

-- İstannbull --

İstanbul, yaşanacak en güzel şehir... Gecesi, gündüzü, yazı, kışı ayrı güzel. İçinde yaşayanların ayrılmak istemediği, ayrılanların da hasretiyle yanıp tutuştuğu "Sultanların Şehri"... Kendimi bildim bileli İstanbul'da yaşıyorum. Her yeri ayrı güzel bu şehrin. Sarayları, camiileri, boğazı, Kızkulesi, hisarları, yalıları, doğal güzellikleriyle harika bir şehir. Bu blogda İstanbul'la ilgili anılarımı, gezip gördüğüm yerleri, çektiğim İstanbul fotoğraflarını yayınlayacağım...